--

Herkese merhaba!
Bu sefer teknoloji yazılarından çok daha uzak bir konuda bir şeyler karalayacağım. Bugün bahsedeceğim konu Büyükada! Rampaları, yoruculuğu, tarih kokan sokakları…

Büyükada macerası işte bu görüntüyü gördükten kısa bir süre sonra başladı. Gemiden ilk indiğimizde herkes bir yerlere gidiyorken biz ise nereye gideceğimize karar veremeyerek önce bir etrafta turladık… Daha önce yazılmış olan yazılardan yola çıkarak dışardan getirilen bisikletler için belge alınması gerektiğini görmüştüm. Bu gereklilik artık devam etmiyormuş bunu da öğrenmiş oldum. 😀

İskelenin bulunduğu cadde ve birkaç sokakta daha bisiklet sürme yasağı mevcut bisikletten inerek bisikleti elimizde sürmemiz gerekiyor. Diğer her yerde bisikletimizi sürebiliriz. -Tabi sürebilirsek- Bazı rampalar gerçekten çok yorduğu için bisikletten inme ihtiyacı duyuyorsunuz.

İlk indiğimizde şahsen temiz hava beklerken faytonları çeken atların bıraktığı pisliklerin kokusunu yoğun olarak hissettik. Bu gerçekten fazlasıyla sinir bozucu, çok fazla fayton var ve buna bağlı olarak da yollardaki at pislikleri çok fazla. Adada araba olmasa bile faytonlar yolları tıkamaya ve sıkıştırmaya yetiyor. Keşke sürekli dolaşıyor oldukları gibi atlara da iyi bakıyor olsalar.

Ada çok fazla dik rampadan oluşuyor. Bisikletle çıkması aşırı yorucu ve zor iken inmesi ise fazlasıyla keyifli ve serinletici bence 🙂 Ben genel olarak bisikleti hızlı kullanmayı sevdiğim için iskeleden ayrılıp adanın ortasında bulunan kilise, rum yetimhanesi, büyük bisiklet tur yolu gibi yerlerin yol ayrımlarının bulunduğu meydana hızla geldim. -Aslında arkadaş grubumla geliyorduk- Ardından herhalde düz gidiyoruzdur diye diyip hiç durmadan rampa aşağı bisikletin hızlanışınının keyfine bıraktım kendimi. Tabi arkadaş grubumdan da oldukça uzaklaştığımın farkında değildim 🙁 Sonra ise telefonum çaldığında her şey artık korkunçtu! 😀 Yanlış yoldan aşağı inmiştim ve bu rampadan geri çıkmak gerçekten beni çok zorladı. Bir an çıkamayacağımı düşündüm. Rampaları gerçekten zorluyor. Yürüyerek yük olmadığında belki biraz daha iyidir ama bisikletle ölüm rampaları diyebilirim. Bu bahsettiğim meydana geri çıktığımızda ise tekrar bir rampa beni bekliyordu! Hem de ne rampa!

Bu adanın en zorlu ve dik rampası sanırım. Fotoğraf bu rampanın sadece son kısmı zirveye ulaşana kadar sayısız kez mola verdik ve geri dönmeyi düşündük ama yine de zirveye ulaşma isteği bizi yıldıramadı. Zirvede Aya yorgi kilisesi bulunuyor. Kilise fazla dikkatimi çeken bir yapı olmadı. Ben daha çok manzaradan fotoğraf çekmekle ilgilendim 😀

Bu tepede aşağı iniş bisikletle gerçekten harika ama biraz fazla sarsıntılı. Dakikalarca çıkmak için uğraştığımız rampadan birkaç dakika içinde inmiştik. Çıkarken mesafe daha uzundu inerken kısalmış gibi. Arnavut kaldırımı şeklinde taşlı bir yol olduğu için bisikletin her tarafı titriyor ve bu titreme yoğun olarak size yansıyor. Bisiklet aşağı inildiğinde birkaç parça artabilir. Neyse ki yolda kalmadık 😀

Büyükada Rum Yetimhanesi

Şimdi sırada Büyükada’da bulunan Rum yetimhanesi vardı. Buraya çıkmak için Kilisenin bulunduğu tepeden indiğinizde hemen karşı yoldan çıkmanız gerekiyor. Bu yol asfalt ve biraz daha hafif rampa diyebilirim. Çok da uzun değil tırmanması zor olmuyor 🙂 Büyükada hakkında tek bildiğim yer burasıydı aslında. Hikayesini elbet bir çoğunuz duymuştur. Benim oldukça ilgimi çeken bir hikayeye sahip. Kısaca aklımda en çok yer eden olaydan bahsetmem gerekirse; Bina yetimhane olarak kullanıldığı zamanlar binada bir yangın çıkmış ve bu yangında maalesef bazı çocuklar hayatlarını kaybetmiş. Bu kargaşada bahçedeki kuyuya düşen bir çocuk ise orada unutulmuş. Halen zaman zaman çocuk sesleri geldiği söyleniyormuş. -Biz duymadık- En çok dikkatimi çeken ise o zamanlardan kalma tüm dosya, belgeler, kullanılan eşyalar, yataklar o zaman olduğu gibi içeride duruyormuş. İçeri girilse ve bu dosyalar, eşyalar görülse zamanda yolculuk yapılmış gibi hissedileceğine eminim. Bu tip eski şeyler dikkatimi çektiği için bende daha farklı bir etki oluşturdu diyebilirim.

Bina çok kötü durumda ve tamamen ahşap olduğu için içeri girilmesi yasak. Köpekler ve bir bekçi tarafından korunmakta. Her tarafında tel ve jiletli örgü bulunuyor. Yasaklar çiğnenmek için diyip girmeyi denemeyin bence 🙂


2013 Yılında bu yetimhaneye merak saldığımda hazırlamış olduğum bir slayt:

Buradan sonra ise büyükada da büyük tur olarak geçen bisiklet parkuruna geçtik. Rampaları çok sert değil, hafif hafif rampalardı. Oldukça güzeldi ama ya biz erken yoldan ayrıldık ya da hızlı gittiğimiz için kısa geldi ama çabuk bitti diyebilirim. Yol asfalt olduğu için çok güzeldi. Manzara ise harikaydı.

Artık geri dönüş saati de yaklaşmıştı. Büyükada merkezinde biraz dinlendikten sonra geri dönüş vakti…

Adaya ilk indiğimde kokudan ve her tarafın faytonlarla dolu olmasından dolayı baya sinirlenmiştim ama fayton olmayan yollara gittiğimizde adayı çok sevdiğimi söyleyebilirim. Bu adaya mutlaka bisikletle gitmelisiniz çünkü yürüyerek gezmek için bir gün yetmeyecektir.

Genelde teknoloji yazıları yazdığım için böyle bir yazı yazarken zorlandım. Umarım çok fazla hata yoktur. Bazı cümleleri yazmaya çalışırken anlatmak istediğimden başka herşeyi katıyorum. Yazıdaki hataları bildirirseniz düzelteceğim.

Büyükada turu hayatımda gerçekten çok büyük bir değişikliğe dolaylı da olsa sebep oldu. Büyükadayı sevin. İlk indiğimde faytonların bıraktığı kokular dolayısıyla sinirlendiğim için üzgünüm…

Okuduğunuz için teşekkürler 🙂

Yazı hakkında görüşlerinizi hemen alttaki kutuya yazazarak gönderebilirsiniz